Kültürel iktidar ve sinema yasası

Sınıflar savaşına tabi olan toplumlar tarihinde egemenler kendi soytarılarını yaratabilir. Ama emekçi kitleler kendi gündemlerini tutan gerçekçi sanatçıları bilip, onları yaşatacaklardır.

İktidarı elinde bulunduran ve dolayısıyla onun en güçlü aracı olan devlet aracını elinde tutan sınıf, kültür öğelerinin içeriklerini de belirlemek ve bunun üzerinden emekçi kitleleri şekillendirmek istiyor. Sermaye iktidarı bu genel amaç çerçevesinde kültürü ve sanatı kendi tekeline alarak, toplumsal erkini güçlendirmeye çalışıyor.

Geçtiğimiz haftalarda AKP iktidarı sanatın bir alanı olan sinemaya dönük bir yasa teklifini Meclis’ten geçirmişti. Söz konusu yasa bir hafta önce de AKP şefi tarafından “sanatçı”lar huzurunda imzalandı. (Yasayı imzalamayı adeta bir güç gösterisine çeviren Erdoğan, kendi iktidarına yedeklediği sözde sanatçıları önce Kültür Bakanlığı’nda ağırlattı, ardından da kendi sarayında misafir etti.)

İktidarın kültür-sanat politikalarını sözde sanatçılar meşrulaştırıyor

Bilindiği gibi bu yasa sinema sanatını tek elde toplayarak, AKP’nin sansür mekanizmasını keskinleştirecek. Egemen sınıfın yeni dönemdeki hedeflerine uygun ürünler üretilecek. İktidar zaten sermayenin iktidarı. Söz konusu “sanatçı”lar artık hem kendileri burjuvalaşmış hem de sanatlarının içeriği ile burjuva kültürünün birer temsilcisi durumundalar. Yasada sıkça sözü edilen ve sorunlarına çare bulunan yapımcılar sinema alanında tekelleşmiş-sermayeleşmiş, vurgunu vuran büyük yapım şirketleridir… Yani yasayı talep eden de, çıkaran da ve çıkışında alet olan “sanatçı”lar da birbirini gayet iyi bütünlüyor. Bu süreçte ne bir işçi-emekçi talebi var ne de işçi-emekçi kesimin çıkarlarından yana olan bir sanatçı… Yani aynılar aynı yerde buluştular ve kendi sanatları adına karar verdiler. Bunu yaparken de toplumca bilinen kimlikleri kullanarak, adeta “Bakın bu yasayı sanatçılarla beraber çıkarıyoruz” izlenimi yaratmaya çalıştılar.

AKP kültürel iktidar olabilir mi?

Bütün bunlar salt AKP’ye özgü değildir. Bugüne kadar egemenler her vesile ile kendi gerici kültürlerini yaymaya çalışmışlardır. Elbette yalnızca kültür ile iktidar olunmaz. Fakat iktidara gelen sınıf kendi kültürünü topluma yaymaya çalışır. Bu bütün sınıflar için geçerlidir. İktidarı sınıf ele geçirir, kültür ise o sınıfın elindeki bir araçtan ibarettir.

Cumhuriyet tarihi boyunca burjuvazi bir kültür yaratmaya çalıştı. İlk dönemin bazı ileri adımlarının yerini hızla gerici politikalar aldı. ‘80 darbesi ile burjuvazi kültürde gericileşmeyi daha da hızlandırdı. Popüler ve dinci kültür yaratma konusunda peş peşe adımlar atıldı.

AKP döneminde daha da yoğunlaşan bir kültürel dejenerasyon söz konusu. Günübirlik sanatçılar ve kültürel ürünler üretildi. Eskiden beri var olan kültür-sanat insanları da AKP’nin gerici politikalarına biat etmeye zorlandı ve zorlanıyor.

Tabii tüm bu süreçlerde, özellikle ‘60’lardan sonra işçilerin, emekçilerin, halkın safında yer alan muhalif sanatçılar da iktidara karşı üretimlerini sürdürdüler. Bugüne kadar bu muhalif sanatçılar her daim var oldular ve toplumun belleğine kazındılar. İktidarlara biat edenler ise her zaman emekçilerin lanetine maruz kaldılar.

Bugün artık toplumun bilincinde Yılmaz Güney devrimci, halktan yana bir sanatçı iken, Orhan Gencebay sarayın soytarısıdır. Zaten Gencebay yaşamının hiçbir evresinde işçi-emekçilerin sorunlarını dile getiren muhalif bir sanatçı olmamıştı.

Kısacası AKP bugün için kültür politikaları ile bir grup (bu çok sayıda da olabilir) sanatçı müsveddesini sarayına toplayabilir. Onlara beyaz çay ve ejder meyveli smoothie içirebilir. Fakat emekçiler bugün kendileri ile peynir ekmek yiyen, emekçilerin yanında olan sanatçıları bilip, anacaktır.

Sınıflar savaşına tabi olan toplumlar tarihinde egemenler kendi soytarılarını yaratabilir. Ama emekçi kitleler kendi gündemlerini tutan gerçekçi sanatçıları bilip, onları yaşatacaklardır.

F. Deniz