2018’in ardından… Kadınlar baskıya, sömürüye ve gericiliğe boyun eğmediler

Kadınlar baskıcı atmosferde sokağa çıkma cesareti ve gücü gösteriyor. Karanlığı parçalama, bu gücü büyütme, işçi ve emekçilerin öfkesini örgütleme ihtiyacı kendini yakıcı bir şekilde hissettiriyor.

İşçi ve emekçiler emperyalist kapitalist sistemin yapısal ürünü olan savaş ve saldırganlık politikalarının, ekonomik krizin ve siyasal gericiliğin damga vurduğu zorlu bir yılı geride bıraktılar. Sömürü, baskı, şiddet ve yoksulluk daha da büyüdü. Kadın işçi ve emekçiler için baskı, eşitsizlik ve çifte sömürü daha da derinleşti. Dünya ölçeğinde eylemlere konu olduğu üzere, kadına yönelik şiddet tırmandı, kadın-erkek ücret eşitsizliği devam etti, küresel kapitalizmin krizi sonucu işsizlik artarken, güvencesiz çalışma yaygınlaştı. 2018 yılında 606 milyon kadının bakım yükümlülükleri gerekçesiyle çalışma yaşamının dışında kalması (ILO verileri), kadınların istihdamındaki daralmaya dair bir fikir vermektedir.

Emperyalist hegemonya mücadelesinin arenası olan Ortadoğu’da çocuklar ve kadınlar göçlerle, yoksullukla ve cinsel şiddetle savaşın bedelini en ağır şekilde ödemeye devam ediyorlar. Halen IŞİD’in elinde 3 bin Ezidi kadının köle olarak esir tutuluyor olması, tablonun vahametini göstermektedir. Ortadoğu’nun yanı sıra bir dizi bölgede daha emperyalistlerin kışkırtması ile yaşanan etnik çatışmalarda, bölge halkları ağır yıkım yaşıyorlar.

Türkiye’de baskı, sömürü ve şiddet arttı

Tüm dünyadaki gelişmelere bağlı olarak Türkiye’de de sömürünün, baskının ve siyasal gericiliğin dizginlerinden boşaldığı bir dönemdeyiz. Geride kalan yıla baktığımızda baskı ve şiddet ile inşa edilmek istenen tek adam rejiminin dizginsiz bir sömürünün vurucu gücü rolünü oynamakla yetinmediğini görüyoruz. AKP iktidarı aynı zamanda, dine dayalı toplum inşa etme temelinde dinsel gerici politikaları da sistematik olarak hayata geçirdi.

Elbette ki din istismarcısı tüm adımların en dolaysız hedeflerinden biri kadınlardı. Son bir yılda yaşananların sadece küçük bir kısmı bile tablonun ciddiyetini göstermektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 9 yaşında kız çocuğuyla evlenilebileceği yönündeki açıklamasının kısa süre sonrasında, bir hastanede 115 hamile çocuğun kayıt dışı bir şekilde doğum yaptığının açığa çıkması, aslında yaratılmak istenen toplum modeline geçişin işaretlerini veriyordu. Aynı ilkel beyinler artan çocuk istismarları karşısında, hadım etme ve idam tartışmalarıyla beraber, istismara uğrayan 12 yaşından büyük çocuklar için istismarcılara daha hafifletici cezalar verilebileceğini tartışabildiler.

Kadına yönelik düşmanca söylemlerden beslenen, yasalarca da güvence altına alınan politikalar sonucu kadına yönelik şiddet her geçen gün artarken, 2018’de resmi rakamlara göre 440 kadın şiddet sonucu yaşamını yitirdi. Tablo yansıyandan daha da vahim bir halde iken, AKP iktidarı, kırıntı hakları içeren 4688 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Engellenmesi Kanunu”nu ve boşanmış kadınlara kısmi bir güvence anlamına gelen Nafaka Kanunu’nu ortadan kaldırmanın adımlarını attı.

Kuşkusuz ki, AKP iktidarının, kadınlara yönelik politikalarından en fazla ve doğrudan etkilenen kesim işçi kadınlar oldu. Zira, kadınların cinsel kimliğine dönük saldırılar, sınıfsal baskı ve eşitsizlikten bağımsız değildir. AKP’nin uyguladığı politikaların kökeninde kadınlarla birlikte tüm toplumun baskı altına alınması, biat etmesi yatmaktadır.

İşçi kadınlar için 2018 yılı çifte baskı ve sömürünün derinleştiği bir yıl oldu. AKP iktidarı, kadın istihdamını arttırmaya dönük hedeflerden bahsededursun, ekonomik krizle birlikte işsizlik arttı, güvencesiz çalışma yaygınlaştı, haklar törpülendi, iş cinayetlerinde yüzü aşkın kadın işçi yaşamını yitirdi.

“Dövüşenler de var bu havalarda…”

2018 yılı gerek dünyada gerekse ülkemizde, kadınların tüm bu baskıcı politikalara karşı çıkarak sesini yükselttiği, sokaklara çıktığı, gücünü gösterdiği, taleplerini haykırdığı bir yıl oldu. İzlanda’da ücret eşitsizliğine karşı çıkan kadınlar, İsviçre’de de “eşit işe eşit ücret” talebiyle sokakları doldurdular. Polonya, İtalya ve Brezilya’da kürtaj hakkı için eylemler gerçekleşirken, kadınlar Şili ve Arjantin’de kadına yönelik şiddete ve cinayetlere karşı seslerini yükselttiler. Amerika’da Trump’ın cinsiyetçi söylemleri karşısında sokakları uzun süre terk etmeyen kadınlar, İran’da da türban yasağına karşı “Beyaz Çarşamba” eylemlerini gerçekleştirdiler.

8 Mart ve 25 Kasım eylemleri ise tüm dünyada kitlesel gösterilere sahne oldu. İspanya’da 8 Mart’ta gerçekleşen “kadın grevi”, çoğunluğu kadın olmak üzere 5 milyon emekçinin buluşmasına tanıklık etti. Çifte sömürünün daha da derinleşmesiyle birlikte emek eksenli talepler ve eylemler öne çıktı. Siyasal gericiğin hedefinde olan kadınların uğradığı şiddet ve baskılar da gerçekleşen eylemlerin temel başlığı idi.

Ülkemizde ise AKP iktidarı tarafından izlenen politikalarla, bugüne kadar kazanımları hedef tahtasına çakılan kadınlar, baskıcı ve gerici atmosfere rağmen seslerini yükseltmeye devam ettiler. Cinsel istismar yasasına, 4688 sayılı yasada yapılmak istenen değişikliklere, kadına yönelik şiddete ve cinayetlere karşı çıktılar. 8 Martlar ve 25 Kasımlar, ülkemizde de yasaklara ve devlet terörüne rağmen kitlesel gösterilere sahne oldu. Prettl Endüstri, Flormar ve Gripin’de kadın işçiler grevlerde ve direnişlerde ön saflarda yer aldılar. Halen devam eden, öznesi kadınlar olan Flormar direnişi ise, kadın işçilerin direnişinin gücünü göstermek açısından önem taşıyor.

Umutla, dirençle, kavgayla…

Tek adam rejiminin baskıcı politikalarına, düzen içi kutuplaştırma siyasetine ve yarattığı karanlık atmosfere rağmen işçi ve emekçilerde, kadınlarda, gençlikte tepki ve öfke büyümeye devam ediyor. Kadınlar baskıcı atmosferde sokağa çıkma cesareti ve gücü gösteriyor. Karanlığı parçalama, bu gücü büyütme, işçi ve emekçilerin öfkesini örgütleme ihtiyacı kendini yakıcı bir şekilde hissettiriyor.

Bu ihtiyacın karşılanmasında bir dönemece dönüşmesi dileğiyle 2019 umudun, direncin ve kavganın yılı olsun!