Zam yağmuruna karşı direniş saflarına!

Erdoğan iktidarı hem kendisini sıkıntıya sokacak gelişmelere hem de sermayenin çıkarlarına zarar verecek durumlara karşı hazırlıklıdır. Kendi çıkarlarının korunmakta olduğunun bilincinde olan kapitalistler ise Erdoğan AKP’sinden daha fazla güvence ve hizmet istemektedirler. Sürekli “millilik”ten bahsedenlerin tank fabrikasını satacak olması yerli ve yabancı sermayeye hizmette sınır tanımadıklarının bir diğer örneğidir.

2018 yılında krizin faturasını işten çıkarmalar, ücretsiz izinler, düşen ücretler ve daha da yoksullaşarak ödeyen işçi ve emekçiler için 2019 yılı çok daha zor geçecek. Yılın daha ilk günlerinde peş peşe gelen zamlar 2019’un nasıl geçeceği konusunda şimdiden bir fikir vermiş, emekçileri büyük bir endişeye itmiştir. Erdoğan hükümetinin çeşitli hesap oyunlarıyla enflasyonu düşük göstermesine rağmen ortaya çıkan tablo, emekçilerin çalışma ve yaşam koşullarının 2018’e kıyasla çok daha kötü olacağını göstermiştir.

Servet ve sefalet arasındaki uçurumun gittikçe büyüyeceğinin işareti olan gerçekler, ne yapılırsa yapılsın, hangi hilelere başvurulursa vurulsun saklanamamaktadır. Elektrik faturalarında yapılacağı söylenen indirimin gerçekte emekçilere tam aksi yansıyacağı Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) tarafından yapılan açıklamayla da ortaya çıkmıştır. Bir “müjde” olarak sunulan “elektrik indirimi” kararı gerçeği yansıtmamakta, enerji bedelinde bir indirim yapılırken, tersinden elektrik dağıtım bedeline yapılan zamla bu indirim büyük oranda geri alınmaktadır. Dağıtım bedeline yapılan zam ise doğrudan şirketlerin kasasına gidecek şekilde ayarlanmıştır. Yine yüzde 10 oranında yapılacağı söylenen doğalgaz indiriminin de gerçek olmadığı ortaya çıkmıştır.

Bir diğer zam ise Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen, değerli kağıtların 2019 yılı satış bedelidir. Yanı sıra yapılan vergi zammı da bir başka “müjde”dir. Alkollü içkilerden alınan Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) ile 70’lik rakının toplam vergisi 79,86 liraya yükselmiştir. Yabancı sigara üretiminde kullanılan yabancı tütün ithalatında alınan ton başına 150 dolar vergi ise sıfırlanmıştır. Sıfırlanan bu verginin tüketiciye artı bir vergiye dönüşeceği ortadadır. Çünkü sermayeye yapılan vergi kıyakları tüketiciye fatura edilmektedir. Diğer taraftan OTOYOL AŞ’nin işlettiği Osmangazi Köprüsü’nde otomobil geçiş ücretine yüzde 45 zam yapılmış, Gebze-İzmir otoyolunda da geçiş ücretleri ikiye katlanmıştır. Erdoğan AKP’si tarafından, sermayeye ödeme garantisi verilen otoyol ve köprülere de yeni yılda zam yapılmıştır.

Bu kadarı henüz 2019’un ilk zamlarıdır, yani bir başlangıçtır. 2019 boyunca benzeri zamları sıklıkla yaşayacağız. İnandırıcılıktan uzak, çevreye zarar verdiği iddiasıyla hayata geçirilen paralı plastik poşet uygulamasının yanı sıra asgari ücretli bir işçinin eline geçen ücretin neredeyse yarısının çeşitli yollarla alınan vergilere gitmesi de kimlerin refahtan kimlerin sefaletten pay alacağını göstermektedir.

Ayrıca asgari ücretli işçilerin 2019 yılı içinde vergi dilimine gireceği için de maaşları düşecektir. Patronların işsizlik sigortası ödemesini yüzde 2’den yüzde 1’e düşürenler, işçileri zorunlu olarak Bireysel Emeklilik Sigortası’na (BES) dahil ederek, hangi sınıfların çıkarını gözettiklerini bir kez daha göstermişlerdir. Keza sahte söylemler eşliğinde İZBAN örneğinde olduğu gibi grevler yasaklanmaya devam edilmektedir. Emeklilere ise resmi enflasyon oranından bile düşük zam yapılmıştır.

Sadece bu sınırlı örnekler bile işçi ve emekçileri 2019’da nelerin beklediğini açıkça göstermektedir. Yoksulluk, işsizlik daha da artacak, bu adaletsizliklere karşı yapılacak işçi eylemleri, grevler yasaklanacaktır. Öyle ki bu hukuksuzluklar için tarihe kaydedilecek ihlaller yapılacaktır. Son olarak Mersin’de yapılamayan bir basın açıklaması için bir araya gelen emekçilerin tutuklanmaları ve ceza almış olmaları bu ihlaller konusunda yeterli bir fikir vermektedir.

Görülmektedir ki Erdoğan iktidarı hem kendisini sıkıntıya sokacak gelişmelere hem de sermayenin çıkarlarına zarar verecek durumlara karşı hazırlıklıdır. Kendi çıkarlarının korunmakta olduğunun bilincinde olan kapitalistler ise Erdoğan AKP’sinden daha fazla güvence ve hizmet istemektedirler. Sürekli “millilik”ten bahsedenlerin tank fabrikasını satacak olması yerli ve yabancı sermayeye hizmette sınır tanımadıklarının bir diğer örneğidir. Ülker grubunun elde ettiği haksız kazancı İngiltere üzerinden güvenceye aldığı, Erdoğan hükümetinin ateşli destekçisi Sabancı grubuna mensup burjuvaların Malta vatandaşı olduğu basına yansımıştır. Sermaye sınıfı tüm riskleri gözeterek 2019’a hazırlıklıdır. Devlet onların devleti, düzen onların düzenidir. Tehlike sinyalleri aldıklarında kaçış yolları açıktır.

Hazırlığı eksik olan ise işçi sınıfıdır. Örgütlülükleri zayıf, sendikalı olan sınırlı sayıdakiler ise sendika ağalarının denetimindedir. Sermaye devletinin sıkıştığı dönemlerde kurulan seçim sandıkları emekçileri bölen, sahte kamplaşmaları arttıran bir başka tuzaktır. Tıpkı estirilen savaş rüzgârları gibi...

İşçi ve emekçileri, 2019’da yine aynı tuzaklara düşme riski beklemektedir. Bu tehlikeleri bertaraf edebilmenin yolu ise doğru yerde taraf olabilmek, doğru mevzide saf tutabilmektir. Bu da ancak sınıf bilinciyle mümkündür. Milliyeti, inancı, mezhebi ayrı olsa da işçi sınıfı, tüm siyasi odaklarıyla sermaye sınıfının karşısında mevzilenebilirse doğru bir safta konumlanıp, güçlü ve etkili bir mücadele yükseltebilir. Kısaca işçi sınıfı için “sınıfa karşı sınıf” demek dışında başka bir çare yoktur.