Kriz, Kürt emekçiler ve temel sınıflar gerçeği

Kürt mülk sahibi sınıflar bir ulusun mensubu olarak yalnızca ulusal yönde ezilmektedirler ve onların sınıfsal sorunu yoktur. Kürt işçi ve emekçileri ise sınıfsal baskı ve eşitsizliğin ve en ağır bir sömürünün de çok boyutlu yıkımını yaşamaktadırlar. Ezilen ve sömürülen emekçi sınıflara mensup Kürt kitleleri açlığın, yoksulluğun, işsizliğin ve güvencesizliğin kabusunu yaşıyorlar, derin bir sosyal ezilmişliğin pençesinde kıvranıyorlar.

Dünya ölçüsünde derinleşen ekonomik kriz Türkiye’de de işçi ve emekçilerin sırtına yıkılan faturayı sürekli büyütüyor. Krizin yıkıcı etkileri her geçen gün daha da derinleşiyor: Büyüyen işsizlik, süreklileşen zamlar, eriyen ücretler, ücretsiz izinler, fazla mesai dayatmaları, toplu işten çıkarmalar, kitlesel boyutlara ulaşan iş kazaları, ağırlaşan çalışma ve yaşam koşulları, büyüyen yokluk ve yoksulluk, eğitim ve sağlığın ticarileşmesinde yaşanan pervasızlığın sonucu olarak daha da kötüleşen ve büyüyen eğitim-sağlık sorunları vb.

Toplumsal ve sosyal yaşamın her alanında yaşanan büyük maddi ve manevi yıkım, yaşanan servet sefalet uçurumu Kürdistan’da daha da yıkıcı boyutlar kazanmaktadır. Ulusal baskı ve eşitsizliğin yanı sıra sınıfsal baskı, eşitsizlik ve sömürüyü de derinden yaşamaktadır.

Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi’nin, ekonomik krizin Kürt illerine yansıması üzerine yaptığı araştırmanın sonuçları bunu çarpıcı şekilde yansıtmaktadır.

Mezopotamya Ajansı, Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi’nin, ekonomik krizin Kürt illerine yansıması üzerine yaptığı araştırmanın haberini yayınladı. Ajans, söz konusu merkezin, 20-23 Aralık 2018 tarihlerinde Diyarbakır, Van, Urfa ve Mardin’de çeşitli yaş grupları arasında bir anket yaptığını bildiriyor. Yapılan ankete katılanların yüzde 54,9’u erkek, yüzde 45,1’i kadınlardan oluşuyor. Ankete katılanların eğitim durumlarına ilişkin ise şu bilgiler veriliyor: Okur-yazar olmayanların oranı yüzde 7, okur-yazar olmasına rağmen herhangi bir diplomaya sahip olmayanların oranı yüzde 3; yüzde 9,8’i ilkokul, yüzde 10,7’si ortaokul, yüzde 31,5’i lise, yüzde 36,9’u üniversite, yüzde 0,9’u ise lisansüstü mezunu.

Ajansın haberine göre araştırma merkezi, gideri karşılamayanların oranının yüzde 48,8, ihtiyaçlarını karşılamaktan vazgeçenlerin oranının yüzde 83,4, aile içi şiddet arttı diyenlerin oranının ise yüzde 58,6’yı bulduğunu belirtiyor.

 “Son bir yılda hanenizde işsiz kalan oldu mu?” sorusuna yüzde 52,3’ü “evet” yanıtı veriyor. “Hane aylık geliriniz ihtiyacınızı karşılamaya yetiyor mu?” sorusuna yüzde 48,8’i “hayır”, yüzde 17,1’i “evet” yanıtını verirken, yüzde 34,1’i “kısmen” diye belirtiyor. Katılımcıların yüzde 95,3’ü son 6 ayda alım güçlerinin düştüğünü belirtirken, tüm gelir grubunda alım gücünde düşme oranının yüzde 90 ve üstü olduğu tespit ediliyor.

 “Son 6 ayda almaktan vazgeçtiğiniz ihtiyaçlar var mı?” sorusuna yüzde 83,4 gibi bir kesim “evet” yanıtını veriyor. Aylık geliri 5.000 TL ve üzerinde olan katılımcıların yüzde 63,3’ü bile almaktan vazgeçtiği ihtiyaçlar olduğunu dile getiriyor. Mevcut ekonomik durumun günlük hayatını etkilediğini vurgulayan yüzde 93,9’luk gibi büyük bir kesimin yüzde 72,2’si “temel gıda malzemelerini almakta zorlandığını”, yüzde 83,9’u “giyim ihtiyaçlarını karşılamakta” zorlandığını, yüzde 84,1’i “faturalarını ödemekte” zorlandığını, yüzde 56,8’i “çocukların okul masraflarını karşılamakta” zorlandığını, yüzde 55,8’i “kira ödemekte” zorlandığını ve yüzde 48,8’i ise “sağlık malzemelerine vs. erişmekte” zorlandığını belirtiyor. 

Araştırmada ekonomik krizin ve sosyal yıkımın aile ilişkilerine yansıması da yer alıyor. Katılımcıların yüzde 58,6’sı “Türkiye’deki ekonomik krizin aile içi ilişkilerini olumsuz etkilediğini” belirtirken, yüzde 64,9’u “kavga ve huzursuzluğun arttığını”, yüzde 33,9’u “ailesinin ve kendisinin depresyona girdiğini” ve yüzde 1,2’si ise “eşinden ayrıldığı”nı dile getiriyor. Araştırma ayrıca işsizlik sayısının yüzde 17,8 olduğuna işaret ediyor. Yüzde 8,6’sının gelirinin 500 TL’nin altında olduğu, yüzde 20’sinin ise sosyal güvenlik kaydı olmadığı bilgisini veriyor.

Bu tablo, Kürdistan’da işçi ve emekçi kitlelerin işsizlik, yoksulluk ve sefaletin; eğitim, sağlık, barınma ve beslenme gibi temel haklardan mahrum kalmanın, güvencesizliğin ve çok boyutlu yıkımın pençesinde kıvranıyor olduğu gerçeğinin açık bir yansımasıdır. Ulusal ezilmişlik ve hak yoksunluğuna sınıfsal ezilmişlik, sömürü ve temel hak yoksunlukları eşlik etmektedir.

Ulusal baskı ve eşitsizlik, sınıfsal baskı ve eşitsizliğin izdüşümüdür

Ulusal sorun söz konusu olduğunda ezilen ulusun burjuvazisinin de ulusal baskı ve ezilmişliği bir biçimde yaşadığı, dolayısıyla herkesin sahip çıktığı, taraf olduğu ya da öyle göründüğü bir sorunun varlığı kendi başına “Kürtler” diye ortak bir payda oluşturmaya yetmez. Zira her modern ulus içerisinde, çıkarları birbiriyle çelişen iki temel sınıf vardır, burjuvazi ve proletarya. Kürdistan’da kapitalizmin gelişmesinin bir sonucu olarak Kürtler modern sınıflardan oluşan bir ulustur ve kendi içinde uzlaşmaz sınıf çıkarlarıyla bölünmüş durumdadır. Dolayısıyla kapitalizm koşullarında ulusal eşitsizlik ve baskı, sınıfsal eşitsizliğin ve baskının bir görünümü olarak ortaya çıkmaktadır. Türk ve Kürt burjuvazisi Kürt işçi sınıfı ve yoksul emekçilerinin sömürüsü üzerinden palazlanmakta, Türkiye ve Kürdistan’daki Kürt işçi ve emekçiler ağır bir sömürü, yoksulluk ve sefalet içinde yaşamaktadırlar.

Kürtler bir ulustur ve ulusal haklar sorununun ortak bir dava olduğu bir gerçektir. Kürt sorununun ezilen bir ulus sorunu olduğu gerçeği, -ulusal kimliğini reddeden “bir avuç hain” dışta tutulursa- hemen tüm sınıfların ulusal ezilmişliği ve ulusal hak yoksunluğunu şu ya da bu biçimde yaşadıkları anlamına gelir. Dolayısıyla Kürt emekçi sınıflarının büyük ulusal uyanışı, ulusal baskıyı bir biçimde yaşayan Kürt üst sınıflarını da etkiledi. Bugün Kürt ulusu içinde derinleşen ve sertleşen sınıf ayrımlarına rağmen Kürt ulusu içindeki egemen sınıflar ezilen bir ulus olmanın gerektirdiği ulusal-burjuva demokratik hassasiyet taşısa ve buradan ulusal davaya belli biçimlerde taraf olsalar da bu, temel sınıf ayrımlarını ve bunlar arasındaki uzlaşmaz çelişki gerçeğini perdelemeyi gerektirmez. Ezilen ulus burjuvazisiyle ezilen ulusun işçi sınıfının ortak bir paydada birleşemeyeceği gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Ulusal mücadelenin geldiği noktada bile sınıf ayrımları ve farklı sınıf tutumlarının kendisini nasıl ortaya koyduğu daha açık olarak görülmektedir. Kürt ulusu içindeki farklı ulusal-politik akımlar, örgüt ve çevreler arasındaki temel farklar da özünde ezilen ulusun farklı sınıflarının ulusal soruna kendi sınıfsal konum ve çıkarlarından bakmalarının politik sonuçlarından başka bir şey değildir. Ortak ulusal dava, Kürt burjuvazisi ile Kürt işçilerini, emekçilerini ve kent yoksullarını bir arada tutmayı giderek daha da zorlaştırmaktadır. Zira büyüyen sınıf ayrımları ve sertleşen sınıf çelişkileri ortak ulusal davaya ve bunun ifadesi olan çizgiye sığamaz duruma gelmektedir.

Dolayısıyla alt sınıfların ulusal özgürlük istemiyle toplumsal istemlere dayalı bir sınıfsal enerjinin birleşmesi zorunluluğu yakıcı bir sorun olarak herkesin önünde durmaktadır. Bu, Kürt emekçilerinin ulusal özgürlük özleminin sınıfsal kurtuluş hedefine bağlanması gerektiğini, dolayısıyla sorunun toplumsal devrim sorunu olduğu gerçeğini ortaya koyar.

Kürt mülk sahibi sınıflar bir ulusun mensubu olarak yalnızca ulusal yönde ezilmektedirler ve onların sınıfsal sorunu yoktur. Kürt işçi ve emekçileri ise sınıfsal baskı ve eşitsizliğin ve en ağır bir sömürünün de çok boyutlu yıkımını yaşamaktadırlar. Ezilen ve sömürülen emekçi sınıflara mensup Kürt kitleleri açlığın, yoksulluğun, işsizliğin ve güvencesizliğin kabusunu yaşıyorlar, derin bir sosyal ezilmişliğin pençesinde kıvranıyorlar.

Dolayısıyla Kürt işçi ve emekçi kitlelerin temel ulusal hakları uğruna mücadele, onların temel sınıfsal talepleri ve çıkarları uğruna mücadeleyle birleşebilmelidir.