Açmazları derinleşen Erdoğan AKP’si savaş çığırtkanlığını tırmandırıyor

Ekonomik krizin sonuçlarını daha güçlü bir şekilde hissettirmeye başladığı ve Türkiye toplumunun yeni bir seçim atmosferine sokulduğu şu günlerde; sermaye düzeninin Kürt halkının kazanımlarını hedef alan, Suriye savaşını ise yeni ve yıkıcı bir boyuta taşımaya çalışan kirli savaş politikalarını işçi sınıfı ve emekçilere anlatmak günün en acil görevlerinden birisini oluşturuyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın 19 Aralık’ta gündeme getirdiği “Suriye’den çekilme” kararı ve buna paralel olarak Erdoğan yönetiminin Fırat’ın doğusuna yönelik yeni bir işgal harekâtının başlatılacağını duyurması, başta Kürt hareketi olmak üzere, Suriye savaşında rol alan güçleri yeni bir denge arayışı içerisine itti.

Geri çekilme kararından sonra ABD emperyalizminin izlediği tutarsız ve istikrarsız çizgi ise, gerek Suriye’deki dayanağı olan Kürt hareketi, gerekse NATO üzerinden stratejik ortağı olan Türk sermaye devleti için belirsizliklerle dolu yeni bir dönemin kapılarını araladı. ABD’nin çekilme kararını ihanet olarak algılayan Kürt hareketi Esad rejimi ve Rusya ile diplomasi trafiğini yoğunlaştırırken, Türk sermaye devleti de Fırat’ın doğusunu hedef alan saldırı hazırlığını hızlandırdı. Fakat, çok geçmeden ABD cephesinden yeni ve tutarsız açıklamalar gelmeye başladı. Trump ilk elden “çekilme sürecinin zamana yayılacağını” duyurdu. Bir süre sonra da savaş kabinesini Türkiye’ye gönderdi.

Tüm bu olup bitenler ABD’nin Suriye’den çekilme açıklamasının gerisinde, gerçekte Kürt güçlerin Türk sermaye devleti ve diğer işbirlikçi güçler tarafından himaye edilmesi koşuluyla bölgeye PYD-YPG üzerinden kalıcı bir şekilde yerleşme eğiliminin yer aldığını gözler önüne serdi. ABD’nin tavrı bugünün koşullarında ve bölgedeki dengeler göz önüne alındığında (en azından kısa vadede) fantastik bir proje olarak tanımlanabilir. Fakat ortaya çıkan tablo ABD emperyalizminin Suriye’de yaşadığı açmazların derinleştiğini göstermekte, bu nedenle hem Erdoğan yönetimini hem de Kürt hareketini kendi çizgisinde birleştirmek için baskı, şantaj ve tehditlerini tırmandırdığını ortaya koymaktadır.

Üç hafta gibi kısa zaman dilimi içerisinde yaşanan gelişmeler Suriye savaşında oluşan, özellikle Rojava ve İdlib gibi karmaşık düğümlerin (şayet yeni ve yıkıcı çatışmalar gündeme gelmez ise) kolayından çözülemeyeceğini bir kez daha göstermiş oldu. Çıkarları birbiriyle tamamen zıt güçlerin, yine kendi öncelikleri ve çıkarları doğrultusunda kurduğu ilişkilerin eskisi gibi kolay sürdürülemeyeceği, bu açıdan denizin giderek tükenmeye başladığı, dolayısıyla dün kurulan masaların her an devrilebileceği de açığa çıkmış oldu. Özellikle, hem ABD’nin hem de Rusya’nın ipinde cambazlık yapmaya çalışan Erdoğan yönetimi açısından...

***

Belirsizliklerle dolu Suriye savaşında dengelerin hangi yönde değişeceği, gelişmelerin neler getireceği hakkında şimdiden bir şeyler söylemek zor. Fakat emperyalist haydutların ve işbirlikçilerinin Suriye üzerinde yaptığı kirli planların en başta mazlum bölge halklarını ve savaşın içerisine sürüklenen işçi sınıfı ve emekçileri vurduğu açık.

Suriye’ye dönük emperyalist müdahalenin ilk gününden bugüne Türkiye’de yaşananlar bu gerçeği çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır: Kulakları tırmalayan savaş çığırtkanlığı eşliğinde cihatçı çetelerin “eğit-donat” projeleri ile Türkiye ve bölge halklarının başına musallat edilmesi, IŞİD çeteleri eliyle gerçekleştirilen kitle katliamları, “terör” demagojisi üzerinden yükseltilen Kürt düşmanlığı, ırkçı şoven gericiliğin toplumu günbegün zehirlemesi, baskı, zorbalık vb…

Halihazırda örgütsüz ve dağınık halde olan işçi sınıfı ve emekçiler savaş politikaları eşliğinde akıtılan ırkçı-şoven zehirden fazlasıyla etkilenmekte, bedelini ve çok yönlü faturasını ağır bir şekilde ödedikleri savaş politikalarına kolayından yedeklenebilmektedirler. Sosyal ve ekonomik sorunların ağırlaştığı, yaşam koşullarının giderek kötüleştiği kriz ortamında bile burjuvazi tarafından akıtılan ırkçı-şoven zehir işçi sınıfı ve emekçilerin bilincini dumura uğratabilmekte, onları hareketsiz kılabilmektedir. Erdoğan yönetiminin Fırat’ın doğusuna yönelik saldırganlık vizesini henüz alamadığı ve Suriye’deki açmazlarının derinleştiği bir süreçte bir kez daha savaş çığırtkanlığını yükseltmesi tam da bu gerçeğe dayanmaktadır. Zira savaş üzerinden estirilen gerici rüzgarın işçi sınıfı ve emekçileri denetim altında tutma konusunda nasıl etkili bir silah olduğunu bizzat kendi deneyimleri üzerinden biliyorlar.

Ekonomik krizin sonuçlarını daha güçlü bir şekilde hissettirmeye başladığı ve Türkiye toplumunun yeni bir seçim atmosferine sokulduğu şu günlerde; sermaye düzeninin Kürt halkının kazanımlarını hedef alan, Suriye savaşını ise yeni ve yıkıcı bir boyuta taşımaya çalışan kirli savaş politikalarını işçi sınıfı ve emekçilere anlatmak günün en acil görevlerinden birisini oluşturuyor. Bu görevi başarıyla hayata geçirmenin yolu ise, emperyalist savaş gündemini siyasal sınıf çalışmasının temel bir başlığı haline getirmekten, işçi sınıfı ve emekçileri emperyalist sistem konusunda aydınlatmaktan ve işçi sınıfı içerisinde anti-emperyalist bilinci geliştirmekten geçiyor.