Emperyalist hegemonya krizini derinleştiren hamleler

Bu gerilim belli bir dönem kontrol altında tutulabilir. Belki kısa sürede iki büyük güç arasında dolaysız bir askeri çatışmaya yol açmayabilir. Ancak her halükarda dünyanın gündemini meşgul edecek, bölgesel çatışmaları tetikleyecek, dünyanın ekonomik ve sosyal yaşamına olumsuz etkisi olacaktır.

ABD’de rejimin akıl hocaları, esas rakiplerinin Çin olduğunu yıllardan beri yazıp çiziyorlardı. ABD’nin dünya jandarması konumunun inişte olduğunu, bunu durdurmanın mümkün olmadığını saptayan bu akıl hocaları, Çin’in yükselişinin önüne geçilmesi için önlemler alınmasını tavsiye edip durdular.

Elbette bu tavsiyelerin, akıl vermelerin, baltalama önlemlerinin kayda değer bir etkisi olmadı. Kapitalizmin eşitsiz gelişim yasası işliyor ve Çin’in, yakın gelecekte her alanda ABD’yi aşacağı iddia ediliyor. Tabii olay Çin’in bir emperyalist güç olarak sahneye çıkmaya başlamasından ibaret değil. Bir yanda Rusya, öte yanda Hindistan, beri yanda ABD sultasından kurtulmak isteyen AB emperyalistlerinin arayışları var. Bu koşullarda hegemonya çatışmasının şiddetlenmesi, özellikle düşüşü yavaşlatmak için çırpınan ABD’nin provokatif hamlelerinde bir artış kaçınılmaz görünüyor. Nitekim Ukrayna aracılığıyla Rusya’ya karşı kışkırtılan Azak Denizi krizinin ardından Çin’i hedef alan hamle geldi.

***

Azak denizi krizinden eli boş çıkan ABD, namluyu Çin’e çevirdi. Çin’in Huawei Şirketi’nin kurucusunun kızı ve halen şirketin Baş Finans Yöneticisi (CFO) olan Meng Vanzhou, ABD’nin İran yaptırımlarını deldiği iddiasıyla Kanada’da tutuklandı. Kanada hükümeti olayla ilgisi olmadığını açıklasa da direktifin Washington’dan geldiğinden kimse şüphe etmiyor.

Çin’in Vanzhou’nun tutuklanmasına tepkisi sert oldu. Kanada Büyükelçisi’ni Dışişleri Bakanlığı’na çağıran Çin’in Vanzhou’nun tutuklanması sebebiyle Kanada’ya nota verdiği belirtildi. Olayı çirkin bir eylem olarak niteleyen Çin Dışişleri Bakanlığı, Kanada’dan CFO’yu derhal serbest bırakmasını istedi, aksi takdirde yaşanan olayın sonuçlarının ağır olacağını belirtti.

Vanzhou’nun derhal serbest bırakılmasını talep eden Çin Dışişleri Bakanı Le Yucheng’in ABD büyükelçisine, “Gelecek adımlarımız ABD’nin alacağı kararlara göre şekillenecek” dediği ifade edildi. Çin’in uyarıları dikkate alınmış olmalı ki, Vanzhou kefaletle serbest bırakıldı.

***

Olay “tatlıya” bağlanmış gibi gözükse de taraflar birbirlerine diş göstermiş oldular. ABD “gözümüz üzerinizde” tehdidi savururken, olağan koşullarda sükunetini koruyan Çin’in bu olay karşısındaki sert tutumu dikkat çekti. Bu gelişmeler, G20 zirvesinde yapılan “ticaret savaşı ertelendi” açıklamasının gerçek hayattaki karşılığının, bir başka deyişle gerçek hayatta nüfuz alanları çatışmasının kurallarının işlediğinin yeni bir göstergesi oldu.

Zıt yönde ilerleyen iki eğilim arasındaki gerilimi yumuşatmak verili koşullarda olası görünmüyor. Bazı noktalarda çıkarları iç içe geçmiş olsa da yükselen ve alçalan güçlerin sinir tellerinin gerilmeye devam etmesi kaçınılmazdır. Mevcut tabloda gerilimi düşürmenin yolu, bir tarafın geri adım atmasıyla mümkün olabilir. Ancak iki tarafın da görünür gelecekte böyle bir “uzlaşmacı” tutum takınması ihtimali düşüktür. Zira biri gelişip güçlenmenin özgüveniyle, diğeri imparatorluktan kalma kibir ve saldırganlıkla hareket eden iki büyük güçtür söz konusu olan.

***

ABD, düşüşünü savaş aygıtının yaptırım gücüyle dengelemeye çalışıyor. Öte yandan İran’a uygulanan ambargo bahanesiyle Çin’i de ekonomik olarak sıkıştırmak istediği açıktır. Savaş aygıtına 1 trilyon dolar yıllık bütçe ayıran ABD’nin temel dayanağı işgalci ordusudur. Ancak bu devasa savaş aygıtı o kadar masraflı ki, “rezerv para” kapsamında basılan dolarlara rağmen eskisi kadar sağa sola saldırtmak kolay olmuyor. Yine de arada bir tehdit etmek, yer yer diş göstermek için bu aygıtın her an yedekte tutulduğundan da kuşku duymamak gerek. Bu ise, yıkıcı savaş riskini yükseltiyor.

Gürültü patırtı çıkarmadan işlerini sürdüren Çin, ne tehditler savuruyor ne küstahça dayatmalarda bulunuyor. Buna karşın belirlediği stratejik hedeflere doğru emin adımlarla ilerliyor. Dolara karşı “yerel para birimleri” ile ticaret, karadan ve denizden kıtalara “ipek yolu” inşası, bilişim, yapay zeka, uzay bilimleri alanında sistemli bir gelişim, Afrika’da “sessiz” yayılma, ABD silah sistemlerini etkisiz hale getirecek karşı önlemler, Japonya, Güney Kore gibi ABD müttefikleriyle işbirliği geliştirme, Latin Amerika’ya uzanma vb. gibi adımlar ilk akla gelenler.

Bu ve benzeri adımları atan Çin, görünürde ABD ile gerilim yaşamamaya özen gösteriyor. Hatta bazı konularda ABD ile karşı karşıya gelmekten de uzak duruyor. Buna rağmen Çin’in izlediği stratejideki her başarılı adım, objektif olarak doğrudan ya da dolayı bir şekilde ABD’nin hegemonyasını zayıflatıyor. Bu olgu, ABD-Çin geriliminin kanılmaz olduğunu, emperyalist kapitalist sistemin işleyişinin zorunlu olarak gerilim, kriz, çatışma, savaş yarattığını gösteriyor.

***

Bu gerilim belli bir dönem kontrol altında tutulabilir. Belki kısa sürede iki büyük güç arasında dolaysız bir askeri çatışmaya yol açmayabilir. Ancak her halükarda dünyanın gündemini meşgul edecek, bölgesel çatışmaları tetikleyecek, dünyanın ekonomik ve sosyal yaşamına olumsuz etkisi olacaktır.

Hegemonya krizi, yeni bir emperyalist paylaşım savaşını tetikleme riskini içinde barındırıyor. Böyle bir savaşın işçi sınıfı ve emekçi kitlelere faturasını tahmin etmek zor olmasa gerek. Yeni bir emperyalist savaş, insanlığı yok oluşa dahi sürükleyebilir. Bu ise insanlığın geleceğinin, dolaysız bir şekilde anti-emperyalist/anti-kapitalist mücadeleye bağlandığına işaret etmektedir. Ya bu sistem yıkılıp sosyalizmin inşasına başlanacak ya da insanlık, uygarlık ve doğa bu sistem tarafından uçuruma sürüklenmeye devam edecektir.