Doğu Avrupa’da ırkçı-şoven rejimlerin açmazları derinleşiyor

Aralık 2018’de Doğu Avrupa ülkelerinde başlayan ve halen devam eden emekçilerin kitlesel eylemleri bu zorba rejimlerin eskisi gibi at koşturamayacağını gösteriyor. Devam eden gösteriler, özellikle emekçi sınıflar içinde bu rejimlere bağlanan umutların tükendiğini, büyük bir hayal kırıklığının yaşadığını gözler önüne seriyor.

Macaristan’da “Kölelik yasasına hayır!” eylemleri

Macaristan’da on binlerce emekçi haftalardır parlamento binası önünde Viktor Orban yönetimine karşı gösteriler yapıyor. Geçen Cumartesi de on bini aşkın emekçi bir kez daha sokaklardaydı.

Protestolara yol açan esas neden çalışma yasasındaki yeni düzenleme. Bu yasa, kapitalistlere, işletmelerinde çalışanlardan yılda dört yüz saate kadar fazla mesai talep etme hakkı tanımaktadır. Başta Alman otomobil tekelleri olmak üzere büyük sermaye gruplarının Orban’a teşekkür etmesi, gösterilerin yayılmasında rol oynayan bir diğer önemli etken oldu.

Güya Macaristan halkını korumak için, göçmenlere skandal saldırılarda bulunan Orban, sıra yabancı sermayenin çıkarlarını korumaya gelince “milliyetçi” söylemi bir kenara atıyor. Bundan dolayı kapitalistler ırkçı Orban’a teşekkür ederken, sendikalar ise, “Kölelik Yasası” diye tanımladıkları bu saldırının geri çekilmesi için gösteriler düzenlemektedir.

Kölelik yasasına karşı başlayan protestolar, son günlerde sınırlarını aşmakta, Orban’nın gerici dikta rejimini de hedef alan siyasi boyutlar kazanmaktadır. Eylemlerde “Orban defol!“, “Diktatör!“, “Artık yeter!” gibi sloganlar günden güne yayılırken, Macaristan’ın ‘tek adama dayalı dikta rejimi” emekçi kitleler nezdinde teşhir olmaktadır.

Sırbistan: Bitmeyen gösteriler…

Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da emekçiler son haftalarda beşinci kez “Cumartesi eylemleri” için sokaklara çıktı. Cumartesi günü yirmi bine yakın işçi ve emekçi Aleksandar Vucic rejimine karşı sokaklardaydı. Başta basın ve düşünce özgürlüğü olmak üzere demokratik hakların kısıtlanmasına, artan baskı ve şiddete, yaygınlaşan yolsuzluğa karşı emekçi kitleler güçlü eylemler gerçekleştiriyor.

2017’de seçimleri manipüle ederek, hile/hırsızlık yaparak yönetime gelen Vucic, tıpkı Orban gibi tek adam rejimi ve kendine bağlı bir yönetim kastı oluşturdu. Her türlü muhalefeti zorbalıkla bastırmayı esas alan bir politika izleyen Vucic’in adamlarını sol parti temsilcisine saldırtması, bardağı taşıran son damla oldu.

 “Hırsız Vucic” sloganları Belgrad sokaklarını çınlatırken, “Beş milyon kişi toplansanız da geri adım atmam” diye küstahça açıklama yapan Sırbistan diktatörünün işi zor görünüyor.

Yedi milyon nüfuslu Sırbistan’da “beş milyondan biri de benim!” çağrısıyla “cumartesi gösterileri” devam edecek. Küstahlıkta sınır tanımayan bu diktatörün kitle eylemlerinin altında kalması ihtimal dahilindedir.

Doğu Avrupa: Neo-liberal “devlet başkanlarının sınırı!”

Polonya’da Jaroslav Kacinski, Macaristan’da Viktor Orban ve Sırbistan’da Aleksandar Vucic “yeni sağcı hareketin” Doğu Avrupa’da yönetimi ele geçiren temsilcileri olarak tanınıyor. Faşizan milliyetçilik, göçmenlere karşı sistematik ırkçılık, özellikle Romanlara karşı aşağılayıcı propaganda ve kışkırtmalar, kaba anti-komünizm vb. bu yönetimlerin ‘ortak’ ideolojik çizgilerini oluşturuyor.  

Bu ırkçı-şoven rejimler, güya ‘90’lı yıllarda uygulanan neo liberal politikaları eleştirerek kitleleri kandırmaya çalıştılar. Oysa yönetimi ele geçirince bütün ekonomik, politik gücü elinde toplamak, yasaları kendi lehine yeniden yapılandırmak, burjuva hukukunu bile rafa kaldırmak için faşizan bir politika izliyorlar.

Bu ırkçı-burjuva akımlar, sosyal demagojiye dayanarak uzun bir dönem emekçileri aldatmaya muvaffak oldular. Oysa bu rejimler, güya eleştirdikleri neo-liberal politikaları en berbat haliyle uyguladılar. Üstelik bu ekonomik-sosyal saldırıları zorba rejimlerin faşizan baskıları tamamladı. Oysa gelinen aşamada bu rejimlerin maskeleri parçalanmış bulunuyor.

Aralık 2018’de Doğu Avrupa ülkelerinde başlayan ve halen devam eden emekçilerin kitlesel eylemleri bu zorba rejimlerin eskisi gibi at koşturamayacağını gösteriyor. Devam eden gösteriler, özellikle emekçi sınıflar içinde bu rejimlere bağlanan umutların tükendiğini, büyük bir hayal kırıklığının yaşadığını gözler önüne seriyor.

Ekonomik, sosyal ve politik haklara saldırılar o kadar pervasızca uygulandı ki, işi “kölelik yasası” dayatma noktasında vardırdılar.

Bu arada Macaristan’da Orban, Sırbistan’da Vucic sadece kendileri yemediler. Aynı anda aile fertlerine ve partideki dalkavuklarına ülke zenginliklerini yağmalattılar. Kendilerine yakın, yönetimlerine biat eden bir yeni zengin kast yarattılar. Değil neo-liberal politikaları sonlandırmak, tersine sermayenin birikiminin önündeki bütün engeller tek tek kaldırılarak, bu ülkeler sömürü cennetine dönüştürüldü. Sosyal haklar birer birer yok edilirken, ücretli çalışanlar arasında etnik çatışmalar, düşmanlıklar sürekli kışkırtıldı.

Fakat gelinen aşamada bu yozlaşmış zorba rejimlerin izledikleri politikanın ters teptiği kesin. Bundan sonra bu pervasız politikalar eskisi gibi sürdürülemez. Kitle eylemleri gittikçe radikal biçimler alarak büyüyecektir. Bu eylemlerin sonunda sol kesimin güçlenerek çıkması büyük bir olasılıktır.