'Zamlar geri alınsın'dan 'Macron istifa'ya - Mühdan Sağlam

Kürenin yedi gününde bu hafta iki başlık ön plana çıktı. Birincisi yaklaşık üç haftadır devam eden Fransa’daki “Sarı Yelekliler”in protestoları. Gösteriler üç haftadır devam ediyor olsa da küresel ve ulusal medya konuya bu hafta yoğun ilgi göstermeye başladı. Bunda gösterilere katılımın artması, hükümetin geri adım atması ve Macron politikalarına bir bütün olarak tepki etkili oldu.

Gündemde yeteri kadar ön planda yer almasa da bu hafta Yemen’i yakından ilgilendiren bir adım atıldı. Yemen’de çatışan taraflar BM’nin girişimiyle İsviçre’nin başkenti Stockholm’de bir araya geldi. Yemen savaşı için barışçıl çözüm yeni bir adım değil. Daha önce çeşitli girişimlerde bulunulmuş, ancak bu çabalar akamete uğramıştı. Uzmanlar, Stockholm’deki son görüşme trafiğini yakından izliyor. Bunun nedeni sadece tarafların müzakereye daha açık şekilde masaya oturması değil, ayrıca Riyad’da işlerin yolunda gitmemesiyle alakalı.

Bu hafta ilk olarak Fransa’da halkın neden Sarı Yeleklilerden yana tavır aldığını Macron’un politikaları eşliğinde ele alacağız. Ardından yönümüzü İsviçre’ye dönüp Yemen barış görüşmelerine ve sürece kulak vereceğiz.

FRANSA HALKI NEDEN SARI YELEK DİYOR?

Fransa’da yaklaşık üç hafta önce başlayan ve katılımın 500 bini bulduğu protestolar, bu hafta da devam etti. Akaryakıta gelen zamlarla protestoların fitili ateşlendi. Bu hafta Fransa hükümeti, zamların altı ay ertelendiğini duyurdu. Ancak Fransa politikalarını yakından izleyenler, aslında bunu hükümetin geri adım taktiğinin başlangıcı olduğunu ifade ediyor. Fransa uzmanlarına göre, hükümet bir yasa tasarısına dönük kitlesel bir tepki geldiğinde, önce tasarıyı erteliyor. Ardından konuya dönük bir komisyon kuruyor ve genellikle komisyonda tasarı reddediliyor. Ancak bu sefer kitleler bu formülden emin değiller ve alanları terk etmeyerek de bunu gösteriyorlar.

Sarı Yelekliler, Fransa’nın taşra bölgelerinde yaşayan, genelde politik olmayan, ağırlıklı olarak 40 yaş ve üstü erkeklerden oluşuyor. Sembolleri Fransa’da her araçta taşınması zorunlu olan yüksek görünürlüklü yelekler, yani sarı yelekler. Sarı yeleklerini giyerek bir araya gelen ve ülkenin farklı bölgelerinden başlayıp Paris’te merkezileşen gösterilerin çıkış noktası akaryakıtta vergi artışı planı. Ancak protestocuların kararlılığı ve gün geçtikçe katılımın polis şiddetine rağmen artış gösterişinin nedeni daha eskiye ve derine dayanıyor.

Bir önceki Fransa Başkanı François Hollande’ın hükümetinde ekonomi bakanlığı yapan ve daha önce yatırım bankacısı olan Emmanuel Macron’un ultra neoliberal yasaları ve zihniyeti protestolara katılımı da, talepleri de şekillendiren unsur. Gösterilerde yer alan ve daha önce Macron’a oy verdiğini ifade edenlerin yüzde 70’i bu kararından pişmanlık duyduğunu ifade ediyor. Zenginlerin başkanı ifadesinin hakkını veren Macron, işten çıkarmaları kolaylaştırırken kıdem tazminatlarında düşüş, sendikaların oluşu ve örgütlenmesini düzenleyen yasayı işveren lehine değiştirdi. Çalışma yasasını düzenleyen tasarı eylülde yasalaştı. Çalışma alanına el atmayı kafasına koyan önceki hükümetin Çalışma Bakanı Myriam El Khomri’ydi. Tasarı o nedenle Fransa’da El Khomri yasası olarak biliniyordu. Ancak Macron iktidara geldikten sonar tasarıyı ele alacaklarını ifade etmişti. Ortaya çıkan yeni çalışma yasası El Khomri’nin tasarısından bile daha çok tepkiye neden oldu. Yeni yasa tasarısı 26 alanda iş ve çalışma ilişkilerini çalışanlardan iş verenlerin lehine olacak şekilde düzenledi. Üstelik bu yasa mecliste onaylanmadı, kararnameyle gerçekleşti.

Eğitim alanında sınıf tekrarını getiren düzenlemeler başta olmak üzere memur sayısında kesinti ve eğitim bütçesindeki düşüş geçtiğimiz mart ayından bu yana dönem dönem halkın sokağa dökülmesine neden oluyor. Sarı Yeleklilere destek olan öğrencilerin tepkisinin altında da bu faktör yatıyor.

Vergi politikalarına el atacağını seçim sürecinde ifade eden Macron hükümeti, şu ana kadar en ciddi adımı üst sınıfın gelir vergisini sıfıra indirerek gösterdi. Bu yetmemiş olacak ki, toplumun genelini ilgilendiren, özellikle asgari ücretlileri etkilemesi beklenen, akaryakıtın vergi oranını artırdı.

Protestocuların, “zamlar geri alınsın”dan “Macron istifa” sloganına geçmesinde de bu politikaların altında ezilenlerin alana inmesinin etkisi var. Dolayısıyla o Sarı Yelekliler, Fransa’da son dönemde uygulanan ultra neoliberal politikalardan rahatsız olanların platformu haline geldi ve Macron bu politikaların baş sorumlusu olarak görüldü. Bu yüzden de eylemlere katılıma şaşırmamak gerekiyor.

YEMEN KONUSUNDA YENİDEN MASAYA DÖNÜLÜYOR

Yemen’de 2015’ten bu yana süren savaş, beraberinde ölümler, yıkım, açlık ve hastalık getiriyor. Alanda bulunan kuruluşlar her geçen gün durumun kötüleştiği konusunda dünyayı uyarıyor. Dördüncü yılına giren savaş şu ana kadar dur durak vermeden sürdü. Bir tarafta Husilerin İran tarafından desteklenmesi, diğer tarafta da merkezi hükümete Suudi Arabistan ve ortaklarının arka çıkmasıyla Yemen, bölgesel güçlerin mücadele zemini oldu. Tahmin edildiği üzere bu savaştan en fazla çocuklar olmak üzere bütün Yemen halkı zarar gördü. Ara ara gündeme gelen tarafları bir masa etrafında bir araya getirme ve müzakere zemini çabası nihayet bu hafta karşılık buldu. Birleşmiş Milletler (BM) Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths’in çabalarıyla Yemen hükümeti heyeti, Husiler ve BM özel heyeti savaşa çözüm bulmak için İsviçre’nin başkenti Stockholm’de bir araya geldi.

Yemen’de taraflar arasında dünyadaki en büyük insanlık dramına dönüşen savaşın son bulması için diyalog görüşmesi ilk defa yapılmıyor. Şu anki görüşmelere ev sahipliği yapan İsviçre’de, 2015’te Biel ve Cenevre’de görüşmeler yapılmıştı. Benzer biçimde Kuveyt, Yemen konusunda da inisiyatif almış ve 2016’da üç tura ve 108 güne yayılan görüşmelere ev sahipliği yapmıştı. Savaşın hâlâ devam ediyor olmasından anlaşılacağı üzere bu görüşmeler başarısızlığa uğradı. Bu hafta tarafların yeniden bir masa etrafında toplanmasındaysa aslında Yemen’de çatışmanın tarafları değil, şu ana kadar 18 bin hava harekatıyla Yemen’i vuran koalisyona liderlik eden Suudi Arabistan’ın sıkışmışlığı var.

YEMEN SAVAŞI’NIN YEMENLİ OLMAYAN TARAFLARI VE BARIŞ

Ekim başında gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan Konsolosluğu’nda öldürülmesi, küresel olarak Suudi Arabistan’a tepkilerin yükselmesine neden oldu. Almanya ve Norveç Suudi Arabistan’a silah ihracatını askıya aldıklarını duyurdu. Bunun yanında 28 Kasım’da ABD Senatosu Yemen savaşında ABD’nin Suudi Arabistan’a verdiği desteği kesmesi konusunda bir karar tasarısı hazırladı ve tasarı senatoda kabul edildi. Her ne kadar tasarının yasalaşması için Temsilciler Meclisi’nden geçmesi gerekiyor olsa da atılan adım, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki saldırgan tavrına “dur” çağrısı olarak algılandı. ABD, Yemen savaşı başladığından bu yana Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonu destekliyor. Dahası Suudi Arabistan’a en fazla silah satan ülke de ABD. Nitekim Kaşıkçı cinayeti sonrasında Trump sert tutum almaktan kaçınmasına 21 milyar dolarlık silah anlaşmasını gerekçe göstermişti. Dolayısıyla Yemen’de Suudi Arabistan’a verilecek desteğin kesilme ihtimali barış görüşmelerinin zamanlamasında rol oynadı.

İsviçre’de taraflar arasındaki görüşmelerin on güne yayılacağı, esir değişimi, sivillere yardım, geçici ateşkes gibi konuların masada olması bekleniyor. Bu son görüşme trafiğinin iki ateş arasında kalan Yemen halkının rahat bir nefes almasını sağlayıp sağlamayacağı bilinmiyor. Ancak görüşmenin zamanlaması, ABD Senatosu’nun Suudi Arabistan’ı sıkıştırmak amacıyla düğmeye basmasından sonra. Bu aslında Riyad sınırlanmadan San’a’nın rahat bir nefes almasını beklemenin hayal olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla Yemen savaşını bitirmek için Yemen’e değil, Riyad, Tahran ve Washington arasındaki dengelere bakmak gerekiyor. Çıkar ve güç odaklı bu dengelerin insani kaygılara ve vicdana dayanmadığını da aklımızda tutalım.

Gazete Duvar / 09.12.18