Venezüella’yı düşünürken - Ergin Yıldızoğlu

Venezüella’ya yönelik askeri, siyasi ekonomik her türlü müdahaleye koşulsuzkarşı çıkmak gerekir. Bunu söylemek kolay. Her şey bir yana, akacak kanı düşünmek yeter. Yapısal krizi içinde yeniden çok sarsıntılı ve sancılı olacağa benzeyen bir döneme girmeye başlayan kapitalizmin içinde, geleceğe yönelik dersler çıkarmak ise daha zor.

***

Düşünmeye, sermayenin yalnızca bir ekonomik ilişki değil aynı zamanda siyasi ve simgesel bir güç kaynağı hatta bizzat bir güç olduğunu görerek başlayabiliriz. Sermaye birikirken yalnızca ekonomik değil, siyasi, kültürel güç de biriktirir; yalnızca mal, finansal, ticari kazanç üretmez aynı zamanda sermaye düzenine uygun öznellikleri, hatta dili de üretir. Sermaye karşılaştığı tüm toplumsal ilişkileri dönüştürür. Sürekli canlı emek tüketirölü emek biriktirirZombilerinvampirlerin dünyasıdır kapitalizm... 
Bir toplumsal ilişki, bir güç olarak sermaye ulusal sınırlara sığmaz. Sürekli genişleme eğilimi, onu kendine yeni değerlenme alanları aramaya, diğer coğrafyalarda benzer bir dürtüyle hareket eden sermayelerle rekabet etmeye, birleşmeye, hatta onların üzerinde egemen sermaye konumuna gelmeye doğru iter. 
Kapitalizmin tarihinde, egemen sermayenin coğrafi merkezi ve yapısal özellikleri birbirini izleyen kriz dönemlerinde değişti. Bunlar, aynı zamanda, çok sancılı, savaşlara yol açan, “yaratıcı yıkım” kavramıyla da betimlenebilecek yeniden yapılanma dönemleridir. 
Bu dönemler sermaye ilişkisinin ufkunun aşılmasına yardımcı olabilecek olanakları da yaratırlar. “Zamanların en kötüsü, zamanların en iyisi” ya da “gök kubbenin altına kaos var koşullar mükemmel” gibi...

***

İnsanlık, sermaye ile birlikte yaşamaya devam ederek, onunu ufkunun ötesine geçmeyi, bugüne kadar başaramadı. Bu yolda insanlığın ilk atılımları, örneğin, Rusya, Çin, Küba, kısa bir “birlikte yaşama” çabasının ardından, ilerleyebilmek için sermayeden acilen kurtulmak gerektiğini gördüler. Doğru yönde atılanadımlar, sermayenin yalnızca bir ekonomik ilişki olmadığını kavramaktaki zorluklardan dolayı sık sık yolundan saptı... 
Venezüella’ya dönersek Chavez öldüğünde, ülkede ekonominin en azından yüzde 80’i sermaye ilişkisi içindeydi. Diğer bir deyişle kapitalist üretim tarzı, maddi ve simgesel üretim araçları, ilişkileriyle ve insanlarıyla egemendi; “yaşam dünyasında” sermaye dışındaki ilişkileri dönüştürmeye (örneğin, yolsuzluk, rüşvet, bürokrasi vb. üretmeye) uluslararası egemen sermayeyle birlikte devam ediyordu. 
Chavez dönemine baktığımızda, doğru yönde atılan adımları yolundan saptıran, ikinci bir eksiklikle karşılaşıyoruz. Sermayenin gözünü diktiği, birikmek için edinmeye çalıştığı kaynakları, örneğin petrol rantını, yoksul sınıfların yaşam koşularını düzeltmekte kullanmak iyidir ama bu, sermaye ilişkisini ortadan kaldırmaz. Yapılması gereken, öncelikle bu kaynakları, onları “arzulayan” sermayeyi ortadan kaldıracak güçlerin ve sürecin enerjisine yakıt olacak biçimde kullanmaktır. 
Burada da karşımıza bir başka soru çıkıyor. Bir ülkede, sermayeyi ortadan kaldırma süreci, uluslararası alanda egemen sermayenin güç ilişkileri içinde nasıl, hangi yöntemlerle ilerletilebilir? Chavez petrol rantını kullanarak, bu alanda da bir uluslararası dayanışma sürecini başlatmayı denemedi değil ama, daha ileri (insanları eşit-özgür, mutlu, ekonomisi dinamik) bir toplumun cazibesine değil de fiyatları sermaye ilişkisine tabi sınırlı bir kaynağa dayanarak ilerlenemeyeceğini göremedi... 
Venezüella’dan, doğru dersleri öncelikle sermaye ilişkisini düşünerek çıkarmaya başlayabiliriz. Bu, egemen sermayenin gücünün ifadesi olan emperyalizme karşı olmayı zaten içerir.
Diğer taraftan, emperyalizme karşı olmak her zaman kapitalizme karşı olmayı içermez. Bazen de egemen sermayeye karşıyerel sermayenin ve ittifaklarının, mülk sahibi sınıfların çıkarlarını korumaya hizmet edebilir. Doğru yönde bir adımla başlayanlar kendilerini yanlış bir yerlerde, emperyalizmle özel çıkarlarına göre pazarık yapmaya çalışan siyasal İslam gibi garip yol arkadaşlarıyla, sermaye ilişkisinin dönüştürücü etkisi altında bulabilirler.

Cumhuriyet / 31.01.19