Üç taraf üç Ukrayna - Mühdan Sağlam

ABD artık bir LNG ihracatçısı. Ana hedefi Asya Pasifik olsa da Avrupa pazarından pay istiyor. Ancak uzun süreli kontratlara bağlanan gaz anlaşmaları ve boru hatları ABD’nin bu hedefine ket vuruyor. “Gaz diyordunuz buyurun gaz, çıkarımı düşündüğümden değil, hep sizi düşünüyorum” cümlesini doğrudan kurmak istemeyen Washington bu noktada Çin ile Rusya’yı Ukrayna üzerinden etkisizleştirmeye çalışıyor.

Ukrayna, Rusya tarihi açısından olduğu kadar ABD açısından da önem verilen bir ülke. Her iki ülke de bu stratejik mücadelelerini Ukrayna toprakları üstünde yürütmekten çekinmiyor.

1970’lerde ABD Başkanı Jimmy Carter’ın siyasi danışmanlığını yapan siyaset bilimci Zbigniew Brzezinski sadece söylemle yetinmez, “Büyük Satranç Tahtası” isimli kitabında Ukrayna’nın neden basit bir ülke olmadığını anlatır. Brzezinski’ye göre Ukrayna, Rusya’nın imparatorluğa açılan kapısıdır. Yazara göre Ukrayna, ABD’nin yanına çekilirse, Avrasya siyasetinde Rusya güçten düşürülebilir.

Brzezinski’nin uyarı ve çıkarımlarının elbette ABD’nin Ukrayna politikası üzerinde etkilileri oldu. Ancak mücadele zemini Avrasya’daki hakimiyetten Avrupa’ya kaymış durumda. ABD ve Rusya Avrupa siyasetinde enerji haritasında ve jeopolitiğinde Ukraynalı ve Ukraynasız yöntemlerle karşı karşıya geliyor.

Ukraynasız Avrupa demek buralar hep Rusya demek

2014’te Ukrayna, Rusya ve AB arasında yaşanan ve savaşın eşiğinden dönen gerilim ve mevzi mücadelesinin perde arkası yönlendiricilerinden biri ABD’ydi. Ukrayna krizindeki rolü ve Kırım’ı ilhak etmesi sebebiyle ABD, bir yandan ekonomi ve enerji başta olmak üzere Rusya’yı cezalandırırken, Ukrayna’yı da yanında tutmak için çaba sarf etti.

Kırım’ın statüsü konusunda ABD, 2014 öncesi koşulları tanıdığını sürekli dile getirdi. Durum böyle olunca Kerç Boğazı’nda Kırım’ın statüsüne düğümlenen yüksek tansiyonda ABD, Ukrayna’nın egemenlik haklarının ihlal edildiğini, seyrüsefer serbestisinin engellendiğini dile getirdi.

Birer hafta arayla ABD Enerjiden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Francis Fannon ve ABD Ukrayna Temsilcisi Kurt Volker küresel medyaya Ukrayna konulu telekonferanslar gerçekleştirdi. İki haftada iki ayrı yetkilinin Ukrayna konusunda medyayı toplantıya çağırması başlı başına önemli bir gelişme. Nedenine bakalım.

ABD: Kuzey Akım II Ukrayna’yı değersizleştiriyor!

ABD’nin son yıllarda Ukrayna ile olan ilişkilerine bakıldığında askeri yardım ve asistanlık en dikkat çeken başlık. 2014’ten bu yana ABD, Ukrayna’ya askeri danışmanlık, askeri araç ve silah sağlıyor. Bunların arasında ölümcül silahlar (lethal weapon) var. Kiev’e Washington’dan kongre onaylı olarak 2018’de 620 milyon dolar yardım sağlandı. Bunun büyük bir kısmı, askeri danışmanlık, radarlar, askeri malzemeler ve silahları kapsıyor. 2019’da yardım miktarının 690 milyon dolara çıkması bekleniyor. Özetle 2014’ten bu yana ABD, Ukrayna ordusunu güçlendirmek ve güncellemek için ciddi biçimde yardım sağlıyor. Yardımın sebebi, savunma olarak açıklanıyor. Ancak ülkenin doğusunda çatışmalar sürüyor. Rusya yanlısı gruplarla Kiev hükümeti çatışmanın tarafları. Rusya kabul etmiyor olsa da silahlı gruplara silah desteği verdiği biliniyor. Yani ülkenin doğusunda aslında ABD ile Rusya arasında bir vekalet savaşı var.

Kerç Boğazı’nda tansiyonun yükselmesi sonrasında her iki tarafla da iyi ilişkileri olan Türkiye, kriz için arabuluculuk önerisinde bulundu. Krizin Ukrayna adına hamiliğini yapan ABD, “Türkiye’nin bu çabasını takdirle karşılıyoruz, ancak Ukrayna ve Rusya ile doğrudan iletişim kurabiliyoruz” dedi. Yani “ekstra çabaya gerek yok Ankara” dendi.

ABD adına konuşan her iki temsilcinin dikkat çektiği bir nokta da var: Kuzey Akım II Ukrayna’yı değersizleştiriyor ve Avrupa’ya entegrasyonuna engel oluyor. Transit ülke olmak Ukrayna için Avrupa’ya entegrasyon anlamına geliyor yani. Ukrayna Rusya’nın Avrupa’ya gaz aktarımında en önemli transit ülkeydi. Kuzey Akım I ile Ukrayna’nın bu pozisyonunda gedik açıldı. Türk Akım ve Kuzey Akım II bu anlamda Ukrayna’nın transit ülke konumunu neredeyse elinden alacak. İşte itiraz buradan geliyor. ABD, Gazprom’un ve genelde Rusya’nın Ukrayna’yı cezalandırmak için politik bir yöntem izlediğini savunuyor. Projeye katılan Avrupalı şirketleri de yaptırımlar tehdit ediyor.

Brüksel’in Ukrayna mesaisi

Ukrayna ile Rusya’nın kafa kafaya gelmesinin en önemli nedeni Ukrayna’nın AB ile daha yakın bir ilişki kurma gayretiydi. Bunun için de yüzünü AB’nin Doğu Ortaklığı Projesi’ne dönmüş, Rusya’nın Avrasya Birliği’ne “hayır” demişti. Bu yönüyle AB aslında sürecin en önemli aktörlerinden biri.

Ukrayna’da çatışmalar başladıktan ve Rusya Kırım’ı sınırlarına dahil ettikten sonra, AB bir yandan Rusya’ya hâlâ yürürlükte olan ekonomik yaptırımları uyguladı diğer yandan da krizi barışçıl bir zemine taşıyabilmek için Minsk’te tarafları bir araya getirdi. Uygulanıp uygulanmadığı konusunda derin soru işaretleri olan Minsk Anlaşması böyle ortaya çıktı.

Bununla beraber AB Ukrayna’dan elini tamamen çekmedi, vize serbestinin yanında yıllık yardımlarına devam ediyor. 2018’de AB’den Ukrayna’ya 300 milyon euro düzeyinde yardım gitti. Bu anlamda AB Ukrayna’ya yardım eden en büyük ikinci aktör, lider ise ABD.

Tarafların tutumu ve kritik tarih 2020

Kuzey Akım II konusunda Polonya ve Baltık üçlüsü gibi üyeler projeden rahatsız, ancak AB’nin çekirdek üyelerinin tavrı bundan uzak. Özellikle Soğuk Savaş’tan bu yana Moskova ile enerji ilişkisi yürüten ülkeler, Polonya’yı anlıyoruz demekle yetinip “ticaret ticarettir” demeye devam ediyor. Fransa, Hollanda, Avusturya, İtalya ve Almanya bu anlamda Rusya konusunda benzer tutuma sahip ülkeler. Nitekim söz konusu ülkelerin şirketlerinin hem Kuzey Akım I hem de Kuzey Akım II’den pay kapmak için sıraya girdiği dönem 2015’ti. Yani AB’nin Rusya’yla siyasi olarak restleştiği süreç. Proje paydaşı şirketlerin devletlerine “Yeter artık abartmayın, ekmeğimize mani olmayın” tepkisi etkili oldu. Örneğin AB içinde gaz akışı sağlayan OPAL’ın Gazprom’a ayrılan kullanım hakkı yüzde 50’den yüzde 80 çıktı. Komisyon Gazprom ile olan sorunları tatlı bir yolla halletti. Özetle AB, Ukrayna’nın statüsü korunsun diye zaten yardım ettiği ülke için Kuzey Akım’ı riske atmadı.

Merkel ile Putin Ukrayna ve Kuzey Akım için 2018’de Rusya ve Almanya’da iki defa bir araya geldi. Taraflar arasında büyük anlaşmazlık çıkmadı. Putin’in Almanya ziyaretinde Merkel şunu söyledi: Tamam, Kuzey Akım II’yi destekliyoruz, ama Ukrayna’yı tamamen devre dışı bırakmayın. Rusya Merkel’in bu talebini anlayışla karşıladı ve Ukrayna’yı tamamen baypas etmeyeceğinin sinyallerini verdi.

Özetle Almanya ve AB çekirdeğini oluşturan diğer üyeler, Rusya ile enerji ilişkilerinde bir sakınca görmüyor. Gazın kesintisiz ve makul bir fiyata, AB ticaret ilkelerine uygun gelmesi hangi transit rotanın kullanıldığından daha önemli.

Rusya bu süreçte elbette, kendisiyle yürümeyen Ukrayna’yı cezalandıracak formüllere girişebilir. Kapitalist kâr zarar ve jeopolitik etki alanı yaratma hesapları yan yana gidiyor. Gazprom gözde piyasasıyla sorun yaşamak istemiyor. O nedenle daha masraflı olsa dahi doğrudan gaz aktarmayı önceliyor. Elbette şirket, her gün tahkim yollarını arşınladığı Ukrayna’yı devre dışı bırakmak ya da Ukrayna’nın statüsüne karar verecek bir pozisyon için uğraşıyor. Örneğin Aralık 2019’da Ukrayna ile Gazprom arasındaki transit sözleşme son bulacak. 2020 ve sonrasında Gazprom’un aynı rotada devam edip etmeyeceğini alternatif hatları, müzakereler ve AB ile olan ilişkileri tayin edecek. Ancak alternatifler Gazprom’u masada güçlü kılarken Ukrayna bundan daha  uzak bir konumda olacak.

ABD açısından durum geçmişten farklı, ABD artık bir LNG ihracatçısı. Ana hedefi Asya Pasifik olsa da Avrupa pazarından pay istiyor. Ancak uzun süreli kontratlara bağlanan gaz anlaşmaları ve boru hatları ABD’nin bu hedefine ket vuruyor. “Gaz diyordunuz buyurun gaz, çıkarımı düşündüğümden değil, hep sizi düşünüyorum” cümlesini doğrudan kurmak istemeyen Washington bu noktada Çin ile beraber tüm kötülerin baş kahramanı olarak gördüğü Rusya’yı Ukrayna üzerinden etkisizleştirmeye çalışıyor. “Gazprom, yeni hat yaparken daha önceki transit ülkelerin jeopolitik öneminde azalma oluyor mu diye düşünmek zorunda mı? Siz öyle mi yapıyorsunuz? Kapitalist ekonomi bunu mu öneriyor?” sorusuna verilen geçiştirmeli yanıtlar da bu argümanı güçlendiriyor.

Gazete Duvar / 21.12.18